Bazılarının Mesleği, Bazilarinin Geleceği (CNNturk.com - Özge Uzun)

Geçen hafta Yeditepe Üniversitesindeydim. Sagolsun üniversiteler, egitim akademileri kariyer günlerinde, konferanslarda konusmaci olarak davet ediyorlar. Ama bu sefer çok daha baskaydi. Genelde Iletisim Fakültelerinin davetlisi olmaya aliskinim. Bu sefer Fizyoterapi Fakültesi ögrencilerinin davetlisiydim.

Ama benim gelecegimi ögrenen Iletisim Fakültesi ögrencileri de konferansa katilmak isteyince daha büyük bir salonda bulustuk. Çok keyifli bir sohbet gerçeklestirdik.

Aslinda bu benim için bir ilk. Meslegimle ilgili konusma yapmaya aliskinim. Ama bu sefer bir "hasta yakini" olarak gelecegin fizyoterapistlerine deneyimlerimi anlattim. Disaridan bir göz olarak onlara, onlari anlattim.

Fizyoterapi dendiginde aklimiza ilk gelen sey, kaza, yaralanma sonrasi kisinin normal hayatina dönebilmesi için uygulanan masaj oluyor. Hatta en son Ibrahim Tatlises'in gördügü rehabilitasyon süreciyle daha çok bilir olduk bu alani.

Ha bir de futbolculara uygulanan fizyoterapiyi biliyoruz. "Bilmemne kasinda gerilme olan futbolcu bugün antrenmana fizyoterapist esliginde çikti."

Ama fizyoterapi ve çocuk fizyoterapistleri bizim çocuklarimizin hayatini kurtariyor desem abartmis olmam. Çünkü benim oglumun ve tanidigim bir çok yavrunun hayatina fiziksel engeli olmadan devam etmesi için çaba harciyorlar.

Bana en çok sorulan soru, "Her gün onlarca kötü haber sunmak anlatmak zorunda kaliyorsun bu seni kötü etkilemiyor mu?"

Cevabim ise, "Elbette etkiliyor. Vah vah, tüh tüh diyorsun. Bazen tutamiyorsun kendini gözlerin doluyor, ama sonra gülümseyen bir haber vermek zorunda kaliyorsun. Her bir haberi ayri ayri düsünmeye kalksan bu isin üstesinden gelemezsin."

Simdi bu fizyoterapistler, egitimciler, doktorlar için de geçerli. Belki farkli kelimelerle ama, cevaplari da öyle. Bir tek farkla; bizim çocuklarimizin, sevdiklerimizin hayati, gelecegi onlarin elinde.

Iste bu yüzden Yeditepe Üniversitesi Fizyoterapi Bölümü hocalarina tesekkür etmek gerek. Yaptiklari isin baskasinin hele de bir hasta yakinin gözünden nasil göründügünü anlatmaya çalistilar; benim araciligimla.

Fizyoterapi, bireysel egitim seanslari, 45 dk. kadar sürüyor. Özellikle ilk baslayan anneler için bu hem garip, hem de kaygili bir süreç.

Birincisi bebeginiz kiyametleri koparircasina agliyor. Bu da sizi daha da kaygilandiriyor. Eh siz kaygilandikça daha çok soru soruyorsunuz ya da "bu kadin-adam çocugumun canini yakiyor" diye vazgeçiyoruz gitmekten. Örnekler çok. Çocuk agladi, anne kaygilandi diye kesmiyor elbette fizyoterapist seansi devam ediyor. Devam etmek zorunda. Her agladiginda seansi keserse çocuk bunu adet haline getirir çünkü.

Ama bir fizyoterapistin, egitimcinin isi sadece çocugu dogal yeteneklerine kavusturmak degil, aileyi anneyi de bilgilendirmek ve egitmek. Sadece 45 dk' lik seansta yapilanlarla bu çocuklarin yeteneklerine kavusmayacagi bir gerçek. Eger bir çocuk evde de desteklenirse, iste o seanslar birer mucize oluyor.

Bazi Uzmanlar aileyi egitmek bizim isimiz degil diyebilirler. Peki ne yapmaliyiz?. Hadi bazilarimiz arastiriyor, bakiyor, soruyor. Bu durumu elimizden geldigince kabulleniyoruz.

Peki digerleri?. Bu durumu kabullenemeyen, aci çeken, çocuklarinin "özel" dogmasindan dolayi suçlanan anneler? Onlara kim anlatacak yapmalari gerekenleri?
Evde desteklenmedigi için potansiyelini kullanamayan ne çok çocuk var.

Ögrencilere sunu anlattim.
Ister fizyoterapist, ister çocuk gelisimci olun. Evet bu sizin mesleginiz. Birbirinden farkli, aci hikayeler, çocuklar göreceksiniz, taniyacaksiniz.
Belki 1 ay, 1 yil, belki 5 yil sizinle olacak o çocuklar ve anneleri. Sonra belki gidecekler.
Ama sizin hissetmeniz gereken en önemli sey sorumluluk. O çocugun geleceginden sorumlusunuz.
Eger bu duyguyla yaklasirsaniz, aileyi egitmek de, onun kaygilarini dinlemek de size yük gelmez.

Fizyoterapi çok önemli. Erken çocukluk döneminde (0-3 yas) daha da önemli.
Fizyoterapi ve o çocuklara karsi SORUMLULUK hisseden fizyoterapistler sayesinde birçok çocuk hayatina fiziksel engeli olmadan devam edecek. Bir meslek için bundan daha büyük bir tatmin duygusu olabilir mi?